Yüzleri Arayan Adam
Yoğunluğun, yorgunluğun doz aşımı yaptığı zamanlarda bir şeyler karalamanın panzehir görevi göreceğine inandığımızdandır herhalde, çoktur bizim fakültede yazma çizme işleriyle uğraşanlar. Çok görmüş geçirmiş olmanın erken yaşlarda kazandırdığı deneyimleri sıralamak bazen, bazen de her biri ayrı bir ömür törpüsü olan hasta-hastalık-ölüm üçgeninde yürümenin bizde bıraktığı tortular, eli kaleme gitmeye zorlar.
Günün anlam ve önemine uygun olarak yazarın doktor, yazılanların psikiyatri kliniğiyle ilişkili olduğu, benim de tavsiye üzerine okuduğum ve üzerine yorum yapma ihtiyacı duyduğum bir kitap “Yüzleri Arayan Adam”... Ilgın Olut (kitabımızın yazarı) İzmir doğumlu... Cerrahpaşa Tıp mezunu ve Hacettepe Enfeksiyon Hastalıkları’ndan uzmanlığı almış. Hani “içimizden biri” diyebileceğimiz türden... Yeterince içli dışlı olduğu hastane yaşamını ve yaşananları iyi bir harman yapmış bu kitapta. Pek çok karmaşık ilişkiyi bir arada ve bağlantılı olarak sunmayı başarmış. Düğümleri çözmeye çalışmadan...
Bir hoca, birkaç asistan ve bir dolu öğrencinin hasta odasındaki günlük ziyaretlerinden, insan psikolojisinin kuytu köşelerine; sancılı birlikteliklerden, ömür boyu saklanan sırlara kadar geniş bir alanda top koşturuyor yazar. Örtülü ödenek misali üzeri kapatılmış pek çok konuya (yeterince ayrıntıya inerek) değiniyor. İkili ilişkilerde aile, toplum ve benlik arasında yaşanan git-geller, yitirilenlerden sonra değişen düzenler hani “hiçbir zaman eskisi gibi olmaz” dedirten ince çizgiler... Yani hepimizin ekranından geçen görüntüler var satır aralarında. Arada kalmışlığı özetliyor şu iki cümle.“Aslında, dünyanın en mantıklı insanları bile zaman zaman mucizelere inanmak isterler. Hele de söz konusu mucize insanın içindeki yalnızlığı sona erdirebilecekse...”
Alt üst edilmiş ahlak, mantık vs anlayışlarımızın göreceliğini ispat etmek ister gibi topuğuna sıkıyor tüm tabuların. Başımızdan geçen ya da geçecek olan “ilk”lerden söz açıyor. Herkesin bu konudaki sınırlarının farklı olduğunu bilerek ve sınır tanımamaya çalışarak... Belki de bana göre değil diyebileceğiniz bir yaklaşımla... “Ayrılıklar rüzgara benzerdi, küçük ateşleri söndürür büyükleri ise daha hararetli yakardı” diyor mesela ve tüm ilişki boyutlarında söz söylemiş olmak için ekliyor “Gerçek dostluklar ancak iyi kalpli olduğu kadar birbirlerinin önünde ufuklar açabilen insanlar arasında kurulabilirdi.”
Tolstoy’dan alıntılarla da süslemeyi ihmal etmiyor. “Ben bütün kazandıklarıma mantığım değil hislerim sayesinde ulaştım. Çoğu zaman mantığım ve hislerim bana farklı şeyler söylediler ve ben hayatım boyunca mantığımın sesini dinledim. Ama çok doğru kararlar verdiğimi düşünmüyorum.”
Tıbbiye yolunun hangi durağında olursanız olun bir iki cümleyle temas ediyor sizin hayatınıza da. Çünkü öğrenci, asistan ve hoca tiplemelerinin yanı sıra, hastalanmış bir doktorun da hikayesi bu. Psikiyatri servisinde yatmak zorunda kalan bir doktorun... Ve bu kliniğinin diğerlerinden farkını şöyle açıklıyor mesela : “Diğer branşlarda hep doktorlar bir dış düşmanla boğuşur. Oysa psikiyatride hem hasta hem doktor, hastanın kendi beyni ve bilincine karşı mücadele edecektir.”
Yüzler arasında gezinip giderken doktorumuzun belleği, nasihat cümleleri dökülüyor dilinden. “İnsan sürekli neşeliyse bir patoloji olduğuna inanmak lazım”
Farklılık işinize geliyorsa, aynı fikirleri paylaşın ya da paylaşmayın “okumak bir şeyler katar” diye düşünüyorsanız, Ilgın Olut ve tek kişilik dev kadrosu karşınızda... İyi seyirler...
Çiğdem Çolak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)